Aldatma Fantazisi: Gizem ve Tutku Üzerine

Bazı insanlar için aldatmanın etrafında dolaşan gizli enerji, yasaklığın kendisinden doğan bir erotik gerilim yaratıyor. Bu ilgi çoğu zaman bilinçli bir ahlaksızlık niyetinden değil, tabunun içindeki elektrikten besleniyor. İnsanlar anlatırken hep benzer şeyleri vurguluyor; gizlilik hissi, risk alma, yakalanma ihtimalinin verdiği adrenalin ve “benim için bir şeyleri göze alıyor” düşüncesinin yarattığı ego sıcaklığı. Yasak, erotizmin eski bir yakıtı gibi çalışıyor; korku, güç, ilgi ve rekabet aynı damarda birleşiyor.

Birçok kadın “yuva yıkıcı” olarak damgalanıyor ama hikâyeye yakından bakınca tablo bambaşka. Bu fanteziye sahip kişiler kendilerini kötü biri gibi görmüyor; çoğu, bağlanmakta zorlanan, kaçınmacı yönleri güçlü, ilişki içinde savunmasızlaşmaktan çekinen insanlar. Başkasının ilişkisinde bir gölge olmak, derin bir bağ kurmadan yakınlık hissi verebildiği için güvenli geliyor. Egoyu besleyen şey, seçilmek ve arzu edilmek; tehlikenin yarattığı gerilimle birleşince tutkulu bir alan açıyor. Suçluluk duyan da var, hiç duymayan da. Bazıları bunun yalnızca zihinsel bir oyun olduğunu söylüyor; bazıları dijital bir sınırda kalarak fantezinin ateşini gerçeğe dokundurmadan yaşıyor.

Bu dinamiğin “yuva yıkıcı kadın” klişesi üzerinden kadınlara yüklenmesi de ayrı bir mesele. Kültürel olarak hâlâ kadınların cinselliğine fazladan utanç yükleniyor, erkeklerin yaptığı davranışların sorumluluğu ise çoğu zaman görünmezleşiyor. Oysa ilişkide sadakatten sorumlu olan tek kişi, ilişkide bulunan kişidir. Dışarıdaki biri ne kadar tahrik edici, tehlikeli ya da çekici görülürse görülsün, karar alma noktasında dizgin her zaman ilişkide olan taraftadır.

Bazı insanlar için bu fantezi tamamen zihinsel bir bölmede kalıyor. Aslında gerçek hayatta asla adım atmayacağını söyleyen çok kişi var; sadece tabunun ateşinden, gizli konuşmaların tansiyonundan ve “yanlış olanın doğru hissettirdiği” o geçici duygudan besleniyorlar. Erotik hayal gücümüz gündelik benliğimizden bambaşka çalışıyor; normalde asla yapmayacağımız şeyleri zihinde dolaştırmak, birçok kişi için arzunun kendi iç devinimi haline geliyor. Terapiye gidenler bile bazen “bu benim karanlık tarafım, ama kimseye zarar vermiyorum” diyor.

Fantezinin çekirdeğinde çoğu zaman güç ve seçilme arzusu var. “Benim yüzümden risk alıyor” hissi, “beni istiyor” duygusuyla birleştiğinde beyin tehlikeyi erotikleştirebiliyor. Ne kadar tabuysa, o kadar elektrikli hissedilebiliyor. Kimi zaman bu döngü bağımlılık yaratıyor çünkü gizlilik sürdükçe dinamik bitmiyor; taraflar gerçek hayattaki ilişkilerinden bağımsız bir gölge dünyasında kalabiliyor. Bu durum, duygusal olarak kaçıngan kişilere tuhaf bir güvenlik alanı sağlıyor: derin bağlanmadan yakınlık yaşama imkânı.

Aynı zamanda pek çok kişi bu fanteziyi yalnızca rolde, yazışmada ya da dijital alanda yaşamak istiyor. Rıza, burada her şeyin omurgası. Fantezi alanında iki taraf aynı oyunun içinde olduğunda, etik anlamda gri görünen şeyler bile güvenli hâle gelebiliyor. Ama haberi olmayan biri işin içindeyse, karşı taraf rıza vermemişse, mesele tamamen değişiyor. Erotik olanla etik olan arasındaki çizgi, rızadan başka bir şeyle belirlenmiyor.

Bütün hikâyeye bakınca “yuva yıkıcı” fantezi ne tek bir niyetle, ne tek bir kişilik tipiyle açıklanıyor. Kimisi güçten etkileniyor, kimisi kaçıştan, kimisi riskten, kimisi egodan, kimisi sadece zihninin karanlık köşesinde dolaşan bir gölgenin ateşinden. Erotik dünyanın mekanizması, gündelik ahlaki yapılarla aynı değil; zihnin kurduğu oyunun kuralları bambaşka işliyor.

Yorum bırakın